ŞİRK
TÜRLERİ İki tür şirk vardır: Ulûhiyette şirk ve Rubûbiyette şirk. Ulûhiyette şirk; kişinin ibadetinde, sevgisinde, korkusunda, ümidinde ve sığınmasında Allah'a ortak koşmasıdır. Bu Allah'ın tevbe edilmedikçe bağışlamayacağı şirktir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Rasûlullah (s.a.v.)'in Arap müşrikleriyle savaşması da bu sebeptendi. Çünkü onlar, Ulûhiyette Allah'a şirk koşmuşlardı. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: «Onlara (putlara) bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz, derler.» ( Zümer 3) «Tanrıları tek
bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir, dediler.» ( Sâd 5) Peygamber (s.a.v.) Husayn'a: «Kaç (ilâh)'a tapıyorsun?» dedi. «Altısı yerde, biri de gökte», diye cevap verdi. Resûlüllah: «İsteyerek ve korkarak yaptığın hangisidir?» dedi. «Gökte olan» karşılığını verdi. Rasûlullah: «Sana bazı sözler öğretsem müslüman olmaz mısın?» dedi. Adam müslüman oldu. Rasûlullah (s.a.v.) de ona şöyle demesini tavsiye etti: «Allah'ım bana hidayetimi ilham et ve beni nefsimin şerrinden koru.» (Tirmizî, Deavât 69) Rubûbiyete gelince;onu ikrar ediyorlardı.
Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: «De ki: 'Biliyorsanız söyleyin, yer ve onda bulunanlar kimindir?' 'Allah'ındır' diyecekler. 'Öyleyse ders almaz mısınız?' de, 'Yedi göğün de Rabbi, yüce Arş'ın da Rabbi kimdir?' de. 'Allah'tır' diyecekler. 'Öyleyse O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?' de. 'Biliyorsanız söyleyin, her şeyin hükümranlığı elinde olan, barındıran fakat himayeye muhtaç olmayan kimdir?' de. 'Allah'tır' diyecekler; 'Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz' de.» (Mü'minûn 84-89) Onlardan hiçbiri, putların yağmur yağdırdığına,
âlemin rızkını verip onu idare ettiğine inanmıyordu. Şirkleri, zikrettiğimiz
gibi, sadece Allah'a benzer tanımaları ve bu benzer tanıdıklarını
Allah'ı severcesine sevmeleriydi. Bu da gösteriyor ki, kim Allah'tan
başka birşeyi Allah'ı sever gibi severse, müşriktir. Nitekim bu durumu
şu âyetlerde dile getirilmektedir: Aynı şekilde birinden Allah'tan korktuğu gibi korkan, Allah'tan ümit ettiği gibi birine ümit bağlayan ve benzeri tavırlar içerisinde bulunan da şirk koşmuş olur. Şirkin ikinci türü olan Rubûbiyete şirk koşmaya gelince, şüphesiz hükümran ve müdebbir, veren ve alan, zarar ve fayda veren, alçaltan ve yücelten, yükselten ve alçaltan, her türlü eksiklikten münezzeh olan Rabb'tır. Her kim veren ve alanın, zarar ve fayda verenin, yükselten ve alçaltanın Allah'tan başkası olduğuna inanırsa, Allah'ın Rubûbiyetine şirk koşmuş olur. Fakat kişi bu şirkten kurtulmak isterse, örnek olarak kendisine ilk verenin kim olduğunu düşünsün; verdiği nimetlerden dolayı ona şükretsin. Kendisine kimin iyilik yaptığını düşünsün ve buna karşılık versin. Nitekim Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: Nimetlerin hepsi yüce Allah'ındır. O,
şöyle buyurmaktadır: Hakikatte veren Allah'tır. Rızıkları yaratıp düzenleyen, onları kullarından dilediğine yönelten O'dur. Kişiye nimetleri veren ve ona vermesi için başkalarının kalbini harekete getiren de yine O'dur , hem Evvel, hem de Âhirdir. Resûlullah (s.a.v.) 'in İbn Abbas'a söylediği
şu söz de bunu desteklemektedir: Sırat-ı Mustakim - İbn Teymiyye
|