LÂ RABBE İLLALLAH! Tevhidin birinci basamağı herşeyin bir yaratıcısı olduğunu, o yaratıcının belli bir tedbir ile yarattıklarını ayakta tuttuğunu bilmek ve kabul etmektir. Bu, düşünen insanın aklıyla ulaşabileceği bir noktadır, aynı zamanda elçiler de düşünen, düşenmeyen herkese bunu ayrıntılarıyla bildirmiştir. Ondan sonra bir yaratıcının varlığını bildiği, O’nu Rab olarak kabul ettiği halde birçok ilahlar edinen insanlarla bütün peygamberler uğraşmış ve Rab olarak tanınan yaratıcının, aynı zamanda kendisine ibadet edilmesi gereken tek ilah olduğunu tebliğ etmişlerdir. İşte bu yüzden Lâ Rabbe illallah değil La ilahe illallah tevhidin ismi olmuştur. Halbuki la Rabbe illallah cümlesi onunla Allah kastedildiğinde doğru bir cümledir fakat, Allah’a ortak koşan müşrikler zaten Rab olarak Allah’ı tanımakta, fakat kendisine ibadet edilen, yardım istenilen, sığınılan, tevekkül edilen, hükmüne boyun eğilen ilah olarak araya bir takım aracılar veya -kendilerince- hak sahibi başka veliler koymaktadırlar. işte Rab olarak Allah’ı birleyen bu müşriklere ilah olarak da Alah’ın birlenmesi gerektiğini bildiren peygamberlerin sözü La ilahe illallah olmuştur. Nitekim müşriklerden bahsederken… (Resûlüm!) De ki: Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim mâlik (ve hakim) bulunuyor? Ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor? (Her türlü) işi kim idare ediyor? "Allah" diyecekler. De ki: Öyle ise (Ona âsi olmaktan) sakınmıyor musunuz? İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Artık haktan (ayrıldıktan) sonra sapıklıktan başka ne kalır? O halde nasıl (sapıklığa) döndürülüyorsunuz ? (Yunus Suresi 31,32) (Resûlüm!) De ki: Eğer biliyorsanız (söyleyin bakalım), bu dünya ve onda bulunanlar kime aittir? "Allah'a aittir" diyecekler. Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız! de. Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş'ın Rabbi kimdir? diye sor. "(Bunlar da) Allah'ındır" diyecekler. Şu halde siz Allah'tan korkmaz mısınız! de. Eğer biliyorsanız (söyleyin), her şeyin melekûtu (mülkiyeti ve yönetimi) kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmayan (buna muhtaç olmayan) kimdir? diye sor. "(Bunların hepsi) Allah'ındır" diyecekler. Öyle ise nasıl olup da büyüye kapılıyorsunuz? Doğrusu biz onlara gerçeği getirdik; onlar ise hakikaten yalancılardır. (Mü'minun Suresi 84-90)
“…Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir! (A’raf 54)
Halbuki Allah
kendisinin Rab olarak birlenmesini tevhid olarak yeterli görmemekte,
ilah olarak da birlenmesini emretmekte, ibadetin bir bölümünün Allah'a
yaklaşmak için bir takım velilere yapılmasını yasaklamaktadır. Nitekim
günümüzde yapılan şeyhi, üstadı, efendiyi, övmede, sevmede aşırı gitmek,
kalbin tevekkülünü ona sevketmek, onların gazabından korkmak, onların
rızasını aramak, o hoşnud olursa Allah'a yaklaşılır zannıyla onu ta’zim
etmek, Allah'ın hükmüne aykırı olsa dahi şeyhinin emrine itaat etmek
bu türden şirktir. Ayrıca onlarda birtakım ruhani güçler bulunduğuna,
görevlendirilmiş ulu kimseler olduklarına, şefaatçi olduklarına inanarak
onlar karşısında küçülmek ve yaranmaya çalışmak, bazı sıkıntıların
giderilmesi için istiane ve istiğase ile onlardan ummak, şirktir.
Onların Allah'a bir vesile, aracı, yaklaştırıcı olduğuna inanmak da
tıpkı müşriklerin ”Bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye onlara
kulluk ediyoruz.” (Zümer Sûresi 3) demeleri gibi şirkin en büyüğüdür.
Fakat imtihanın sırrı gereği olsa gerek bu şirki kimse sahiplenmez
ve biz müşriğiz demez. Onların da aradığı Allah'ın rızasıdır fakat
her zaman yeryüzünde gözlerinin gördüğü bir diriyi veya onun kabrini
veya hatırını hürmetini put edinmişlerdir. Müşriklerle müslümanlar
arasında binlerce yıl süren kavgalar, tartışmalar günümüzde de devam
etmektedir ve kıyamete kadar da sürecektir. |