| BİD'AT NEDİR? Şer'i anlamı: İslam şeriatında aslı olmayan birşeyi icad etmek demektir. Lügat manası ise; dinde aslı olan birşeyi icad etmek demektir. Her kim İslam'da aslı olmayan yeni birşey ortaya atıp bunun İslam'dan olduğunu iddia ederse yaptığı şey sapıklıktır. İslam dini bu gibi sapıklıklardan uzaktır. Bu yeni şey ister itikadda, ister amelde, ister zahiri ve batıni sözlerde olsun farketmez. Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor: «Her kim bizim emrimize uymayan bir iş yaparsa onun ameli geçersizdir.» (Buhari, Müslim) Bu hadisi şeriflerden anlıyoruz ki bütün şer'i anlamdaki bid'atler sapıklıktır. Rivayete göre Ömer b. Hattab müslümanlara ramazanda bir tek imam arkasında teravih namazı kılmalarını söylemiş ve evden çıkıp camide onları tek imam arkasında namaz kılarken gördüğü zaman şöyle demiştir: «Eğer bu bid'at ise güzel bir bid'attir.» Burada Ömer b. Hattab (r.a) bid'atin şer'i anlamını değil lügat anlamını kastetmiştir. Çünkü Rasulullah (s.a.s) teravih namazını bir iki gece bazı sahabelerle beraber mescidde kıldı. Sonra Rasulullah (s.a.s) teravih namazının farz kılınmasından ve ümmetine zorluk vermekten korktuğu için cemaatle teravih namazı kılmayı terketti. Rasulullah (s.a.s) vefat edince teravih namazının farz olma ihtimali ortadan kalkmış olur. Ömer b. Hattab (r.a) müslümanların bir kısmının cemaatle bir kısmının ise kendi kendilerine namaz kıldıklarını görünce onları bir tek imam arkasında topladı. Ömer (r.a)'nun teklifinin İslam'da aslı varolduğu için sahabeler bunu topluca kabul ettiler.
Bid'at: Dini bid'at ve dünyevi bid'at olmak üzere
iki kısımdır. 2) Haram Olan Bid'at: Ebu Heyyac şöyle dedi: Ali (r.a) bana şu emri verdi: Cabir İbn-i Abdullah (r.a) şöyle dedi: 3) Tahrimen Mekruh (harama yakın olan) Bid'at: 4) Tenzihen Mekruh Olan Bid’at: Dünyevi Bid’atler:
Allah (c.c) şöyle buyuruyor: Allah (c.c) göklerin ve yerin yaratıcısı, yegane kudret ve kuvvet sahibidir. Kullarına bir fayda vermek istediğinde ona engel olabilecek veya bir zarar vermek istediğinde o zararı defedebilecek hiçbir şey, güç ve kudret yoktur. Herşey O'nun elindedir. Dilediğini dilediği kimseye verir. Dilediğini de dilediği kimseden alır. Bu mesele zihinlerde yerleştikten sonra müslümanların artık kimseden kokmasına ve kimseden birşey ummasına gerek yoktur. Allah'a bu şekilde iman eden kimse ne sarsılır, ne korkar ne de bir kimse onu yolundan çevirebilir... Bu hakikat mü'minin kalbine yerleşirse artık onun imanı kemale ermiş demektir. O sadece Rabbine güvenir ve O'na tevekkül eder. Kim bir melekten, rasulden veya Allah'a yakın olduğunu zannettiği bir ölüden menfaat sağlamak veya kendisinden bir zararı defetmek için yardım ister veya onu yardıma çağırır ya da kendisine fayda verebileceğine inanırsa büyük şirk işlemiş olur. İmran b. Hüseyin şöyle rivayet etti: Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: «Kim nazardan korunmak için birşey takarsa şirke girer.» (Ahmet ve Hakim sahih senedle rivayet ettiler) Herhangi birşeye zarar verecek olan da fayda sağlayacak olan da sadece Allah'tır. Kim; halka, ip, nazar boncuğu gibi şeyler takıp, bunların doğrudan doğruya kendisine fayda verebileceğine veya kendisinden bir zararı uzaklaştırabileceğine inanırsa büyük şirk işlemiş ve dinden çıkmış olur. Fakat taktığı şeyler sebebebiyle Allah'ın kendisine fayda vereceğine veya kendisinden bir zararı uzaklaştıracağına inanırsa, büyük haramlardan daha haram olan küçük şirk işlemiş olur. Bu konuda cehalet özür değildir. Zira durumu bilmeyen sahabeye Rasulullah (s.a.s): «Eğer bu üzerinde bulunduğu halde ölseydin asla felaha ulaşmazdın» demiştir. Bu gibi batıl şeyler fayda sağlamaz, aksine daha çok zarar verir. Rasulullah (s.a.s)'in de buyurduğu gibi: «Bu daha kötü yapar.» Huzeyfe (r.a) bir adamın kolunda hastalıktan korunmak için takılan bir ip görünce onu kopardı ve şu ayeti kerimeyi okudu: «Onların çoğu ortak koşmadan Allah'a inanmazlar.» (Yusuf: 106) (Ebu Hatem sahih senedle rivayet etti) Hastalık v.s'den korunmak için takılan ip, kurdele gibi şeyler yukarıda açıkladığımız gibi takanın durumuna göre ya büyük şirk ya da küçük şirk olur. Huzeyfe (r.a)'nün bu ayeti okuması sahabelerin büyük şirk hakkındaki ayetleri küçük şirk hakkında da delil olarak getirebildiklerini gösteriyor. Ukbe b. Amir (r.a) Rasulullah (s.a.s)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: «Kim uğur getirsin diye bir şey takınırsa Allah ona hiç uğur getirmesin. Kim kendisini korusun diye birşey taşırsa Allah onu korumasın.» diye dua etmiştir. (Ahmet ve Hakim sahih senedle rivayet ettiler.) Rasulullah (s.a.s) uğur getirsin veya kendisini korusun diye birşey takanlara: «Allah ona hiç uğur getirmesin, Allah onu korumasın» diye beddua etmiştir. Öyle ise bu tür kimselere beddua etmek caizdir.
Ebu Beşir el-Ensari (r.a) şöyle rivayet etti: İbn-i Mes'ud (r.a) şöyle rivayet etti: Rasulullah (s.a.s)'in şöyle dediğini duydum: «Ruk'a, Temaim ve Tevle şirklerdendir.» (Ahmed, Ebu Davud) Ruk'a: Muska ile veya tılsımlı söz ve şekillerle hastalıkları
tedavi etmeye çalışmaktır. Çok kere bu söz ve şekillerin manası anlaşılamaz. Abdullah İbn-i Akim (r.a) Rasulullah (s.a.s)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etti: Ruveyfi (r.a) diyor ki: Rasulullah (s.a.s) bana şöyle
dedi: «Kim zararı defetmek veya fayda sağlamak için bir şey takınırsa takındığı o şeye terkedilir.» (Ahmed - Tirmizi - Ebu Davud) Said b. Cübeyr (r.a) diyor ki: Aişe (r.a)'dan rivayete göre şöyle demiştir: Yukarıda geçen hadis-i şeriflerden anlaşılıyor ki: - Ancak nazardan veya hastalıktan korunmak veya şifa niyetiyle Kur'an-ı kerim okumak caizdir, sünnettir. Kur'an-ı kerim ayetleri veya hadisi şeriflerin yazıp muska şeklinde kişinin üstünde bulundurmasına bazı sahabeler izin vermiş bazıları vermemiştir. Abdullah b. Mes'ud (r.a) izin vermeyen sahabeler arasındadır. - Bir insan zarardan korunmak veya fayda sağlamak amacıyla birşey takarsa, Allah (c.c) o kişinin isteğinin yerine getirilmesini taktığı şeye bırakır. - Nazar boncuğu gibi şeyleri takıldığı yerden çıkarmak büyük sevaptır.
Allah (c.c) şöyle buyuruyor: LAT: Beyaz bir kaya parçası idi. Üzerinde bir takım nakışlar vardı. Taif'de onun adına bir mabed yapılmıştı. Ve bu mabedin özel hizmetçileri bulunuyordu. Mabedin çevresinde muaazzam bir boşluk vardı. Taifliler yani Sakif kabilesi ve onlara uyanlar, Kureyş'in dışındaki arap kabilelerine karşı bu putla öğünürlerdi. Buhari, İbn-i Abbas (r.a)'nun Lat hakkında şöyle dediğini rivayet ediyor: Adamın biri beyaz bir kayanın yanında arpa ve buğdaydan yemek yapıp yağla beraber hacca gelen insanlara satardı. Bundan kim yerse şişmanlardı. Bu adam ölünce Sakif kabilesi bu adama hürmet olsun diye bu beyaz kayaya tapmaya başladılar. Rasulullah (s.a.s) Mekke'nin fethinden sonra Mugire b. Şu'be (r.a)'yu Lat'ı yıkmak için gönderdi. UZZA: Ağaçtan yapılmış bir puttu. Üzeri hurma dallarıyla örtülü, çevresi duvarlarla çevriliydi. Mekke ile Taif arasında bulunuyordu. Kureyşliler Uzza'ya da saygı gösterirlerdi. Uhud günü Ebu Süfyan: «Bizim Uzzamız var sizin ise yok» diye seslenmiş bunun üzerine Rasulullah (s.a.s): «Bizim mevlamız Allah'tır. Sizin ise mevlanız yok» deyin, diye buyurmuştur. Ebu Tufeyl (r.a) şöyle rivayet etti: Rasulullah (s.a.s) Mekke'yi fethettikten sonra Halid b. Velid'i içinde Uzza olan bir ağaca gönderdi. Uzza üç ağaç üzerine konmuştu. Bunları kesti ve üzerine konulan şeyi yıktı. Sonra Rasulullah (s.a.v)'in yanına dönerek yaptıklarını anlattı. Rasulullah (s.a.s) dedi ki: «Dön, sen gerekenleri yapmadın.» Bu putun kahinleri Halid b. Velid'in döndüğünü görünce dağa bakarak: «Ey Uzza! Ey Uzza!» dediler. Halid b. Velid Uzza'nın bulunduğu yere gelince çıplak, saçı dağınık bir kadın gördü. Kadın yerden toprak alıp başına saçıyordu. Halid b. Velid bu kadını kılıçla öldürdü. Sonra Rasulullah (s.a.s)'e dönerek olayı anlattı. Rasulullah (s.a.s) ise: «Senin öldürmüş olduğun Uzza'dır» buyurdular.» (Nesei - İbn Merduyeh) MENAT: Mekke ile Medine arasında Kadit denilen yerde idi. Medine'de bulunan Huzaa, Evs ve Hazreç kabileleri cahiliyyet devirlerinde ona saygı gösterir ve oradan geçerek haccetmek üzere Ka'be'ye giderlerdi. Mekke'nin fethinde Menat'ı yıkmak için Rasulullah (s.a.s) Ali (r.a)'yü gönderdi. Arap yarımadasında çeşitli kabilelerin saygı gösterdikleri daha başka bir çok putlar vardı. Fakat içlerinde en ünlüsü bu üçü idi. Lat, Uzza ve Menat'a tapan kişiler bunları herhangi bir taş veya herhangi bir ağaç olarak görüp tapmıyorlardı. Bu ağacın yanında salih bir kişinin veya bir velinin mezarının bulunduğuna inanıyorlardı. Mesela; Uzza'nın bulunduğu yerde salih bir kadının gömülü olduğuna inanıyorlardı. Bundan dolayı bu putlara saygı gösterip hürmet ettiklerinde bereket olacağına, sıkıntı anında onlardan yardım istediklerinde sıkıntılarının giderileceğine veya ihtiyaç anında onları yardımlarına çağırdıklarında kendilerine yardım edileceğine inanıyorlardı. Salih insanların mezarına bereket olsun diye el sürenler veya bir dileğinin olması için ölmüş salih kimselerden yardım isteyenler Lat'a tapanlar gibidirler. Herhangi bir ağacı kutsal sayan, onu bereket sebebi olarak gören, dileğinin yerine gelmesi için o ağacın çevresinde birtakım hareketler yapan kimseler, Uzza ve Menat'a tapanlar gibidirler.
|